İslam'da Büyük Günahlar

13/3/2008 (Kategori: Belirtilmemiş)

Ateistiz ama yine de günahlarımızın bilançosunu bilelim diye (ne de olsa işletme mezunuyuz), din kitaplarını okuyup baktık.

 

Hristiyanlık’ta ‘7 Ölümcül Günah’ bellidir ama son Papa onun da suyunu çıkardı (bakınız ‘7 Ölümcül Günah’ metnim).

 

İslam’da büyük günah için, vakıa aynı, rivayet muhteliftir.

 

Hz. Peygamber, zaman ve duruma göre büyük günahları farklı tanımlamış: Şirk hepsinde var. Birinde ebeveyne itaatsizlik ve yalancı şahitlik, Buhari’nin ekinde yalan yere yemin etmek var.

 

Ebu Hureyre 7 tane zikretmiş: Şirk, sihir, haksız yere adam öldürmek, yetim malı yemek, faiz yemek, harpten kaçmak, iffetli ve iman sahibi bir kadına zina iftirasında bulunmak.

 

Ebu Davud 2 tane daha zikretmiş: Ebeveyne itaatsizlik, Mescid’i Haram’da yapılması yasak olan bir şeyi yapmak.

 

İbn Ömer de 9 tane zikretmiş: Şirk, haksız yere adam öldürmek, iffetli kadına zina iftirası, zina, harpten kaçmak, sihir, yetim malı yemek, Müslüman ebeveyne itaatsizlik, Mescid’i Haram’da günah işlemek.

 

Ebu talib el-Mekki 17 tane saymış: Şirk, günahta ısrar, Allah’ın rahmetinden umut kesme, azabından emin olma, zina iftirası, yalancı şahitlik, sihir, yalan yere yemin etmek, haksız yere yetim malı yemek, faiz, sarhoşluk veren şeyi içmek, zina, livata, haksız yere adam öldürmek, hırsızlık yapmak, harpten kaçmak, ebeveyne itaatsizlik.

 

(Kaynak: ‘İman Küfür Sınırı’, Ahmet Saim Kılavuz, Marifet Yayınları, 2000, 326 sayfa.)

 

Bu durumda, 2008 Türkiyesi’ndeki 70 küsur milyonun içinde, cennete gidecek insan zor çıkar gibime geliyor. (Günah işleyenlerin oranı: Zina % 30, hırsızlık % 60 (elektrik, su, arsa, ADSL hattı, vd), yalan yere yemin etmek % 90, sihir % 25 (kadınların yarısı türbelerden büyü medeti umuyor), günahta ısrar % 100 (bir suç işleyen herkes o suçu kezlerce işlemiş durumda). Listenin başında kimlerin olmayacağını cümleten biliyoruz tabii ki...

7 Ölümcül Günah

11/3/2008 (Kategori: Belirtilmemiş)

İslam’da ‘büyük günah’ tanımı vardır. Hristiyanlık’ta ‘7 ölümcül günah’ vardır, Bunlar şöyle sıralanır:

 

“Oburluk, açgözlülük, şehvet, tembellik, kıskançlık, kibir ve öç.”

 

Şimdi Vatikan ve Papa düşünce değiştirdi. Bunlar ‘sıralanırdı’ oldu. Şimdiki moda 7 ölümcül günah şunlarmış:

 

http://www.cnnturk.com/DUNYA/haber_detay.asp?PID=319&haberID=436392

 

“Hava kirliliğine yol açmak, genlerle oynamak, ekonomik ve sosyal adaletsizliğe sebep olmak, uyuşturucu kullanmak ya da satmak, genlerle oynamak, kürtaj, çocuklara karşı cinsel suç.”

 

Gettii, getti. Taş gibi Papa gitti. Adam, kendi ölüm fermanını ve fetvasını imzaladı.

 

Vatikan lideri Papa dolar milyarderidir. Bunu bilen var mı? Dünyadaki dolar milyarderi tek teokrat da odur (bir de ‘Opus Dei’ tarikatının lideri dolar milyarderi olabilir). O paralar da, Katolikler’in paralarıyla sağlanmıştır. Bu para, ekonomik ve sosyal adaletlilik mi yaratıyor ki Papa kanat açıp cennete uçacak? Yoksa, sırat köprüsünden geçerken, dolar bavulları, asimetrik olarak, boynunda mı asılı olacak?

 

Bizimkilere gülerdik. Bu kez onlar, yurdum insanını çok geçti.

Hristiyan-İslam Durumuna Global Bakış Açıları

22/1/2008 (Kategori: Belirtilmemiş)

“Dünya genelinde düzenlenen bir ankette, Avrupalılar’ın büyük çoğunluğunun İslam ve Batı arasında etkileşimin artmasını bir tehdit olarak gördüğü ortaya çıktı. Uzmanlara göre sonuçlar, Avrupalılar arasında İslamın kültürel kimliklerini tehdit ettiği yolundaki kaygıların büyüdüğünü gösteriyor. Raporda bu durum kısmen, bu ülkelerde artan göçe bağlanıyor. İslam ve Batı arasında etkileşimin tehdit olduğunu düşünenlerin oranı, Danimarka'da % 79'a kadar yükseliyor. ABD, Kanada ve İsrail'deki sonuçlar ise daha farklı. Bu ülkelerde İslam ile daha fazla etkileşim, olumlu bir unsur olarak görülüyor.

 

Anketin genelinde çoğunluk, karamsar eğilim sergiliyor ve Müslüman-Hıristiyan ayrımının genişlediğine inanıyor.

 

Müslüman ülkelerde çoğunluk, İslam aleminin Batı'ya saygı gösterdiğini, ancak Batı'nın kendilerine saygı göstermediğini düşünüyor. Müslümanlara ilişkilerin iyileşmesi için ne yapılması gerektiği sorulduğunda, en sık verilen yanıt, İslam'a daha fazla saygı gösterilmesi ve daha aşağıda görülmekten vazgeçilmesi oldu.

 

Katılımcılara İslam ve Batı arasında diyalogun geliştirilmesi konusunda ne kadar iyimser oldukları soruldu. Verilen yanıtlara göre, her ülkeye bir iyimserlik katsayısı verildi. Bu sıralamada Bangladeş iyimserlik açısından en üst dırada yer aldı. Bangladeş 100 üzerinden 50 puan alırken, Türkiye 36 puanla, 37 puanlık ortalamanın altında kaldı. Bununla birlikte Türkiye, 'Batı ve Müslüman alemi arasındaki ilişkileri önemli görüyor musunuz?' sorusuna % 60'ın üzerinde oranla evet yanıtı veren 5 Müslüman ülkeden birisi. Diğer ülkeler ise Suudi Arabistan, İran, Mısır ve Bangladeş.

 

TÜRKİYE'DEN YANITLAR

 

Batı Müslümanlara saygılı mı? Hayır: % 68.

Müslümanlar Batı'ya saygılı mı? Hayır: % 55.

Müslümanlar Batı ile ilişkileri geliştirmeye kararlı mı? Hayır: % 74.

Batı Müslümanlarla ilişkileri geliştirmeye kararlı mı? Hayır: Yaklaşık % 85.

İlişkilerin seyri konusunda iyimserlik: Yüz üzerinden 36 puan.

 

Raporun Türkiye değerlendirmesinde, şu ifadelere yer veriliyor:

 

"Türkiye, her ne kadar ABD'nin yakın bir müttefiki ve NATO üyesi olsa da, Irak'taki savaş ve bazı Avrupa güçlerinin Türkiye'nin AB üyeliğine muhalefeti, Türkiye'nin Batı ve Müslümanlar arasındaki ilişkileri algılamasını da etkiliyor olabilir."

 

Anket kapsamında katılımcılara genel olarak ilişkilerin şimdi nasıl olduğu ve nasıl gelişeceği soruldu.

 Şimdiki durumda her iki taraf da pek fazla geçinemediklerini kaydettiler. Bu görüşün en güçlü olduğu yerler ABD, İsrail ve Danimarka idi.

 

Raporda, Türklerin % 64'ünün Batı-İslam ilişkilerine önem verdiğini söylediği düşünüldüğünde, bu rakamın kayda değer olduğu belirtiliyor. İlk bakışta çelişki gibi algılanabilecek bu durum, Türkiye'nin kendisini Müslüman alemi dışında tanımlaması ile açıklanıyor.

 

2007 yılı Mart-Eylül ayları arasında düzenlenen anket kapsamına alınan ülkeler, Amerika Birleşik Devletleri, Bangladeş, Belçika, Brezilya, Danimarka, Endonezya, Filistin Yönetimi, Hollanda, İran, İspanya, İsrail, İsveç, İtalya, Kanada, Malezya, Mısır, Pakistan, Rusya, Suudi Arabistan, Singapur ve Türkiye: 1.000’er kişi.”

 

http://www.bbc.co.uk/turkish/news/story/2008/01/080121_davos_poll.shtml

 

Yorumlar:

 

Herkes durumun farkında. Durum olumsuz ve çözümü yok.

Hristiyan-İslam çatışması, 1.350 yıllık bir sorun. Soğuk Savaş döneminde yok falan değildi, Nijerya’da 250 yıldır din kökenli iç savaş var.

Bir de, Kuzey-Güney, zengin-fakir, soğuk-sıcak iklim ayrımları da var. Gündelik yaşamlar birbiriyle arakesitsiz. Kore restoranından söz etmiyorum, Cankurtaran’da Türkler’in Koreliler’i kovmaya çalışmasından söz ediyorum ki biz hem Asyalı, hem de aynı enlemde ülkeleriz.

Kimse çözüm filan aramıyor, yangına benzin döküyor. Bizdeki papaz saldırıları, Danimarka’daki karikatürler ve yeni film gibi.

Türkler’in bu kadar dürüst olduğu başka anket görmedim.

Hadi bakalım, şimdi de ‘TC-AB mümkün’ deyin.

AB de, ABD de ucuz işgücü olarak karakafa göçü alacak. Tek çözüm birbirinden uzakta yaşamak. Birlikte yaşamak, her iki tarafı da dejenere ediyor, bakınız: Almanya ve Alamancılar 1960-2010. Demedi demeyin.

Asker Oldum Piyade, Şehit oldum Ziyade

16/1/2008 (Kategori: Belirtilmemiş)

06.11.07, 17:30.

 

ASKER OLDUM PİYADE, ŞEHİT OLDUM ZİYADE

 

Adalet bakanı Mehmet Şahin, PKK’lilerce kaçırılıp serbest bırakılan askerlerimiz için şunları söylemiş:

 

“Öncelikle askerlerimizin, Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının herhangi birinin ya da bir bölümünün bölücü terör örgütünün eline geçmiş olmasından, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak büyük üzüntü duyduğumu belirtmeliyim. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hiçbir mensubu böyle bir duruma düşmemeliydi. Dolayısıyla kendilerinin kurtulmuş olmasından fazla bir sevinç duyamadığımı ifade etmek istiyorum. Bu benim kişisel değerlendirmemdir.”

 

http://www.ntvmsnbc.com/news/425270.asp

 

Ve çok feci yanılmış.

 

Hayır, hiç kimse vatanı için ölmek zorunda değildir. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, yaşama hakkını temel hak sayıyor. Türkiye buna uyarak idam cezasını kaldırdı. Adam öldüreni öldürmeyeceksin, sonra gidip yaşamının baharındaki gençlere ‘öl’ diyeceksin.

 

Yemezler.

 

Mehmetçik’ler, kitlenin ailelerinden gelir, iktidar seçkinlerinkinden değil. Medyatörler, generaller, TÜSİAD’meşrepler, milletvekilleri, çıkarlarının korunmasını Mehmetçik’ten talep edemezler. O kadar meraklıysalar, kendi oğullarını gönderip ‘öl’ desinler. Öyle, Babacan’ın yeğeni yetmez, Erdoğan’ın oğulları ölsünler. 100 milyon dolarlık gemileri var, onu korumak için canlarını versinler. Ölenlerin işi bile yoktu, çünkü yeni üniversite mezunu delikanlılardı. Vatanlarını satmakla övünenlerin oğulları zengin olsun diye, neden bu fidanlar yok edilecek?

 

Ayrıca:

 

Murat Belge gibiler, bu ülkenin parçalanması yönünde görüş bildirdiler, onlar, oğulları veya torunları cepheye sürülsün.

 

Yineliyorum:

 

Hayır: Hiçbir cumhurbaşkanı, başbakan, genelkurmay başkanı, bakan, kuvvet komutanı, hiçbir Türk gencinin vatanı için ölmesini talep edemez. Onlar on binlerce dolar maaş alacak diye, daha yaşama başlamadan biten canların harcanması ayıptır, suçtur, günahtır.

 

Cephenin en ön sırasına, orgenerallerden başlayarak, tüm komuta zincirini yığıyoruz. En öne de adalet bakanını alıyoruz. Lütfen buyurun beyler: Şehitlere cennet garanti. Muhallebiden duvarlar yalayacaksınız.

Engizisyon ve Faşizm

16/1/2008 (Kategori: Belirtilmemiş)

23.10.07, 20:45.

 

ENGİZİSYON ve FAŞİZM

 

Engizisyon yalnızca din nedenli olan ve hristiyan kökenli ölümüne zulümdür. Temel kökeni ve nedeni yüzyıllarca Hristiyanlık’ı yenen İslam’dır.

 

Engizisyonun karşıtı rönesanstır.

 

Tarihte (Avrupa’da) 4 ayrı zaman ve mekanda engizisyon ve rönesans oluşmuştur, diğer bir deyişle engizisyonda ardışıklık tam geçerli bir neden-sonuç ilintisi durumu değildir.

 

Tüm tek tanrılı dinler tanım gereği engizitördür, çünkü hem kendi mutlak üstünlüklerini savunurlar, hem de kendilerini diğerlerinden üstün görürler.

 

İslam’ın engizisyonu rönesansla birlikte görülebilmiştir, 11. Yüzyıl Ön Asyası’nda.

 

Engizisyonun da, rönesansın da eşlenik ve ironik olarak Antik Yunan kültürü ve Aristo Mantığı’dır.

 

İslam’ın engizisyonu cihad, Hristiyanlık’ın engizisyonu haçlı seferi, Musevilik’in engizisyonu İsrail’dir.

 

Çin’deki gibi, ateist engizisyon da olabilir. (O nedenle, faşist, komünist ve domekrat ateistlikler tanımlanmıştır.)

 

Alman Faşizmi 1936-1945 Almanya’sı ile tanımlı bir durumdur.

 

Faşizmin ad babası Almanlar değil, İtalyanlar’dır ve Roma İmparatorluğu’ndeki polislerin baltasından adını alır.

 

‘Din faşizmi’ yerine, ‘din engizisyonu’ daha doğru bir kullanımdır.

 

Naziler’den sonra, onlarca çeşit faşizm üretilmiştir ve adını almıştır; bizimkisi de alaturka faşizmdir.

 

Naziler’den gelen bir gelenek olarak, militarist faşizm olabileceği gibi, sivil ve şirketsel / kapitalist faşizm de olabilir, bakınız Nünrnberg’de yargılanan Krupp yetkililerinin ideolojileri.

 

Engizisyon ve faşizm birarada olabilir. Bugün İsrail, anayasası ile bunu teminat altına alan tek ülkedir.

 

Türkiye, 1960’lardan sonra, faşist, engizitör, komünist ve etnisist egemenlik talepleriyle karşılaşmıştır.

 

Bugün bunların tamamı (artçıları olarak da olsa) TBMM’dedir.

 

Askeri darbelerin en çok güçlendirdiği akım engiziyondur. Ancak engizitörler ikitdarda olsalar da, ümmi (millet-dışı) oldukları için, Türkiye’nin özel koşullarından dolayı, faşistler çok büyük avantaj kazanmış durumda.

 

Böylelikle biz, resmi ve gayrıresmi olarak, faşist ve engizitör olan ikinci ülkeyiz.

 

Genelde, faşizmlerden sonra sosyal demokrasilerin, engizisyonlardan sonra rönesansların yeşerdiği varsayılır ama 500 yıllık Orta Çağ’lar ve 500 yıllık kaos çağları da tarihte mevcuttur.

 

Türkiye’nin 4 kültürel moda bölünmüşlüğü, onu hem engizisyona, hem de faşizme açık bir durumda bırakmıştır.

 

İronik olan durum kitlenin hangisini seçeceğine karar verememesidir.

 

Türkiye; Doğu-Batı ve Kuzey-Güney arasında sıkışmıştı. Şimdi, bir de faşizm ve engizisyon arasında sıkıştı.